fa3e1c5a34cb8fda8f7a0a6a787f690c.jpg

Her Şeyi Hakkıyla Bilen: El-Âlim

İşaretlemek, bilmek, anlamak, tanımak, hakikatini idrak etmek anlamlarındaki “a-l-m” kökünden türeyen Âlim; bilen, anlayan ve tanıyan demektir. Alîm ve Allâm isimleri, âlim kelimesinin mübalağa içeren hali olup, çok bilen, en iyi bilen demektir. Bu sıfatlar; Allah’ın sırları, gizli olanları, olmuşu ve olacağı, görünen ve görünmeyen alemi, yerde ve göklerde olup bitenleri, geçmişi, hali ve geleceği, canlı ve cansız bütün varlıkları, insanların gizli aşikâr bütün yaptıklarını, küçük ve büyük her şeyi bildiğini ifade eder.

 

İlmi sonsuz olan Allah (c.c.) noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah Tealâ'nın ilmi bütün malumata şamildir,  her şeyi kuşatmıştır, ezelidir. Hiçbir gizli şey Allah'a gizli kalmaz. İlminden hiçbir şey eksik değildir.

 

Kıyamet saatinin bilgisini, gökleri ve yerdeki gaybleri sadece Yüce Allah bilir. Hz. Adem’e isimleri O öğretmiştir. 

El-Alîm esması, Kur’an’da ve Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerinde çokça geçmektedir. 

 

اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

“Şüphesiz ki Allah, göklerin ve yerin gaybını (bütün sırlarını) bilendir. Muhakkak O, gönüllerin özünü de hakkıyla bilendir.” (Fatır, 38)

 

هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ

“ O, öyle Allah’tır ki O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Gizliyi de, âşikârı da bilendir. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.” (Haşr, 22)

 

اِنْ تُبْدُوا شَيْـٔاً اَوْ تُخْفُوهُ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً

“Bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla (gayet iyi) bilendir.” (Ahzâb, 54)

 

اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِۚ

“(Münâfıklar,) Allah’ın kendilerinin sırlarını da, (mü’minler aleyhine yaptıkları) gizli konuşmaları (fısıltıları) da bildiğini ve Allah’ın (bütün) gaypları (bilinmeyen ve görünmeyenleri) çok iyi bilen olduğunu hâlâ bilip anlamadılar mı?” (Tevbe, 78)

Yukarıdaki ayette esma “Allâm” olarak gelmiştir. Mübalağa ifade etmektedir. Kesinlikle mutlak bilendir anlamındadır. 

 

Allah (c.c.) mutlak bilendir, bilginin sahibidir. Aynı zamanda ayetlere baktığımızda Allah’ın hudutsuz, eşsiz ve muazzam ilmini tasvir ediyor. 

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَداً

“De ki: “Rabbimin sözleri(ni/ilmini yazmak) için deniz(ler) mürekkep olsa, yardım olarak bir o kadarını daha getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce o deniz(ler) tükenirdi.”" (Kehf, 109)

 

Alîm sıfatında, Allah’ın amellerine göre kullarını ödüllendirmesi vardır. Kulun çabası dahilinde bilgi sahibi olması, bilmediği kapıların açılması Allah’ın kudretindendir. Bu esmanın kuldaki tezahürü bilgi sahibi olmasıdır. Fakat bilginin sahibin Allah olduğunu bilip, bilgisiyle kibirlenmemesi, insanlığa faydalı olmak için çabalaması esastır. Kulun ilim sayesinde elde ettiği şeref, ilmin Allah’ın sıfatların­dan oluşu sebebiyledir. Lakin en şerefli ilim, mâlumu yani bilineni en şerefli olandır. Bilinmişlerin en şereflisi şüphe yok ki, Allahu Teâladır. 

 

Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hz. Peygamber’e (s.a.v.),

“Bana akşam ve sabah olduğunda okuyacağım bir dua, teşbih cümlesi emret de ben onu okuyayım.” diye talepte bulunmuş, bunun üzerine Rasulullah (sav):

“Allah’ım! (Sen), göklerin ve yerin yaratıcısısın. Görünen ve görünmeyeni bilirsin. Her şeyin Rabbi, sahibi ve yöneticisisin, nefsimin şerrinden ve şeytanın şerrinden sana sığınırım.”

Duasını akşam ve sabah olduğu zaman bir de yatağına yattığı zaman okumasını buyurmuştur. 

 

Rabbim en güzel ilimle donanmayı, aldığımız her ilmi insanlık için hayırlara kullanmayı, ilmiyle kibirlenen değil, bildiği ile amel eden kullarından olmayı bizlere nasip eylesin…

*Esma’ül-Hüsna yazı serimiz Halime Hüsna Özüdoğru katkılarıyla hazırlanmaktadır.