e5511da6f1b9f07e195901ab7f8efb2e.jpg

Rızkı Genişleten: El-Bâsıt

“Yaymak, genişletmek, uzatmak” anlamındaki bast kökünden gelmektedir.

Allah’a nisbet edildiğinde “rızkı genişleten, lutuf ve keremini esirgemeyen; ruhları bedenlerine yayan” mânalarına gelir. Bâsıt esması, Allah’ın bir sıfatı olarak Kur’ân-ı Kerîm’de geçmemekle birlikte bu kavram daha çok fiil kalıplarıyla olmak üzere on beş ayette Allah’a nisbet edilmiştir. 

 

مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُٓ اَضْعَافاً كَـث۪يرَةًۜ وَاللّٰهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُۣطُۖ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

 

“Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. Daraltan da genişleten de Allah’tır ve O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara, 245)

 

اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ 

 

“Allah kullarından dilediğine rızkı yayar (genişletir) da kısar da. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.” (Ankebut, 62)

 

فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِۚ وَمَنْ يُرِدْ اَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقاً حَرَجاً كَاَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَٓاءِۜ كَذٰلِكَ يَجْعَلُ اللّٰهُالرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ

 

“Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse, göğe çıkıyormuş gibi kalbine darlık ve sıkıntı verir. Allah inanmayanları işte böyle cezalandırır.” (En’am, 125)

Bunların çoğunda “rızkı (daraltan ve) genişleten”,

bir kısmında da “insanların ilmî ve bedenî imkânlarını geliştiren” mânası hâkimdir. 

Bâsıt rızıkla ilgili olarak kullanıldığı on bir âyette, rızkı genişletip yaymanın karşıtı olan, “daraltıp kısma, belli bir ölçüde tutma” anlamındaki kabz ve kadr kelimeleriyle birlikte zikredilmiştir. Böylece rızık bolluğu veya darlığının sürekli, sabit ve mutlak bir kanun olmadığı, gerek canlılar arasında gerekse bir canlının hayatının çeşitli dönemleri arasında ilâhî iradeye bağlı olarak geçim sıkıntısı veya rahatlığının farklılıklar taşıyabileceği ifade edilmiş, dolayısıyla Allah’ın Kābız ile Bâsıt isimleri arasındaki âhenge de işarette bulunulmuştur. Bu âhenk sebebiyle Kābız ve Bâsıt isimlerinin aslî mânaları ile tek başına Allah’a nisbet edilemeyeceği, birbirini dengeleyecek şekilde daima beraberce zikredilmesinin gerektiği kabul edilmiştir.

Bâsıt esması, hadislerde de hem bu şekliyle hem de Kur’ân-ı Kerîm’deki şekil ve mânaları ile kullanılmıştır. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde yer alan Hz. Peygamber’e ait bir münâcât bâsıt isminin hem maddî hem de mânevî konulara yönelik mânalarını içermektedir:

“Allahım! Senin bol bol verdiğini kısacak, kıstığını bollaştıracak, saptırdığını hidayete erdirecek, doğru yola yönelttiğini saptıracak, engel olduğunu verecek, verdiğine engel olacak, rahmetinden uzaklaştırdığını ona yaklaştıracak, yaklaştırdığını uzaklaştıracak hiçbir kimse yoktur. Bereketlerinden, rahmetinden, lutfundan ve rızkından bize bol bol yayıp ihsan et, Allahım!”

(Müsned, 424).

Bu hadiste hem sıfat hem de fiil şeklinde kullanılan bast kavramı, geçim vasıtası (rızık) olan maddî imkânları kapsadığı gibi kulun dinî hayatını ilgilendiren hidayet, sapıklık, Allah’a yakınlık veya O’ndan uzaklık gibi mânevî konuları da içine almaktadır.

Gazzâlî gibi bazı âlimler;

"Allah Teâlâ ölüm sırasında ruhları kabzeden, canlılık halinde onları bedenlere yayandır. O zenginlerden vergi (sadaka) alıp bununla fakirlerin rızkını bollaştıran, zenginin geçimini hiçbir şeye ihtiyaç bırakmayacak şekilde genişletirken fakirin geçimini, onu güçsüz bırakacak şekilde daraltandır. Yine O insanların kalplerini, ilâhi âleme yönelik ilgilerini azaltmak veya çoğaltmak suretiyle daraltan veya genişletendir. Bu anlayış ve yorumlar çerçevesinde bâsıt, Allah’ın kâinatı, özellikle canlılar dünyasını yaratma ve idare etmesini ifade eden ilâhî isimler grubuna girmektedir."

 şeklinde yorumlamaktadır. 

Bize düşen;

Kabzedenin (daraltanın) ve bastedenin (genişletenin) Allah olduğuna inanmak, kabzettiğinden bast, bastettiğinde kabzedecek başka birisinin bulunmadığına inanmak, kabz hâlinde teslim, bast hâlinde vakur olmak, inşalara karşı teveccüh ehli olmaktır.

 

Rabbim, esmalarını hakkıyla idrak etmeyi nasip etsin ve yolundan ayırmasın.

*Esma’ül-Hüsna yazı serimiz Halime Hüsna Özüdoğru katkılarıyla hazırlanmaktadır.