69beac07e849790c5bba17138c23caf4.jpg

Rızkı Belli Bir Ölçüye Göre Veren: El-Kâbız

Sözlükte “almak, tutmak, avucunda tutmak, sahip olmak; daraltmak” mânalarındaki kabz kökünden bir isim olup Allah’a nisbet edildiğinde “rızkı daraltan; canlıların ruhunu alıp hayatlarına son veren” anlamında kullanılır. 

Kabz kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de dokuz yerde geçmekte, bunlar arasında kābız kelimesi yer almamaktadır. Bunlar anlam itibariyle Allaha nispet edilmektedir. Kavramın zât-ı ilâhiyyeye nisbet edildiği dört yerde Cenâb-ı Hakk’ın kabz fiilini gerçekleştirdiği görülür (Bakara 2/245):

مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُٓ اَضْعَافاً كَـث۪يرَةًۜ وَاللّٰهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُۣطُۖ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

“Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. Daraltan da genişleten de Allah’tır ve O’na döndürüleceksiniz.” 

 

Yer küresinin güneşe karşı olan konumuna bağlı olarak gün ortasından itibaren gölgeyi yavaş yavaş kısalttığı (Furkān 25/45-46):

اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّۚ وَلَوْ شَٓاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِناًۚ ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَل۪يلاًۙ

ثُمَّ قَبَضْنَاهُ اِلَيْنَا قَبْضاً يَس۪يراً

“Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi onu elbet hareketsiz de kılardı.

Sonra güneşi gölgeye yol gösterici kılmışızdır. Sonra da onu yavaş yavaş kendimize çekmekteyiz (kısmaktayız).” 

 

Ve kıyamet gününde bütün yeryüzü sanki avucunun içinde imiş gibi O’nun hâkimiyet ve tasarrufu altında bulunacağı ifade edilir (Zümer 39/67):

وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ وَالْاَرْضُ جَم۪يعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

“Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edip tanımadılar. Kıyamet gününde bütün dünya O’nun avucundadır; gökler de O’nun kudret elinde dürülüp bükülmüştür. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan uzaktır ve yücedir.”

Aynı kavram hadis rivayetlerinde de Allah’a izâfe edilmiştir. Dua bahislerinde yer alır. Kābız, doksan dokuz isme yer veren kaynakların dışında bazı durumlarda Allah’ın ismi olarak zikredilmiştir.

 

Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber döneminde fiyatlar aşırı derecede yükselmiş, ashap kendisine başvurarak fiyatları tesbit etmesini istemiş, o da şu cevabı vermiştir:

“Fiyat olgusuna hükmeden, rızkı daraltıp genişleten, insanların geçimine medar olan nimetleri lutfeden Allah’tır. Ben, can ve mal güvenliği konusunda hiç kimsenin şahsımdan davacı olmayacağı bir konumda rabbime kavuşmayı arzu ediyorum”

(Tirmizî, Büyû- 49)

Alimler, birbirine zıt manaların hâfıd- râfi‘, muiz- müzil gibi kābız ile bâsıt isimlerinin de karşıt anlamlı olmakla birlikte birbirlerini dengeleyip tamamladıklarını göz önünde bulundurarak bu iki ismin beraber kullanılmasının gereğini vurgulamış, Bakara sûresinde Allah’a nisbet edilen kabz-bast kavramları üzerinde çeşitli yorumlar yapmışlardır.

 

Kuşeyrî bu isimlere, “kalpleri bilgisizlik ve gaflet sebebiyle daraltıp yabancılaştıran; ilim ve mârifet yoluyla genişleten” mânasını vermiş, kabz ve bastın kalbin havf ve recâ hali olabileceğini söylemiştir.

Bizlere düşen, kabzedenin Allah olduğuna inanmak, daralttığında genişletecek, genişlettiğinde daraltacak başka birisinin bulunmadığına inanmak, Kabz (daralttığında) hâlinde teslim, bast (genişlettiğinde) hâlinde vakur olmak. Kendi merhametini kabz ve bast hikmetine uygun kullanmak. İnsanlara karşı davranışlarında kalplerini rahatlatan, genişleten, teveccüh sahibi olmaktır.

 

Rabbim darattığında şükreden, rızkın sahibi ancak ve ancak O olduğuna iman eden kullarından olmayı nasip eylesin. 

*Esma’ül-Hüsna yazı serimiz Halime Hüsna Özüdoğru katkılarıyla hazırlanmaktadır.