5bd8f3f2f6ab5b751b18c3564599debc.jpg

Yenilmez Güce Sahip:  El-Kahhar

Sözlükte “yenmek, üstün gelmek, yenilmez bir güce sahip olmak, zor kullanarak istediğini yapmak” anlamındaki kahr kökünden gelir, mübalağa ifade eder.  Allah’ın sıfatı olarak ise, “galip gelen, zelil eden, istediğini yapan, üstün gelen, gücü her şeyi kuşatan, yenilmeyen, yegâne kuvvet, kudret ve tasarruf sahibi” demektir. 

 

Kur’an’da Allah’a nisbet edilen Kahhar isimi, geçtiği tüm ayetlerde Vahid isminden hemen sonra yer almıştır. Ku’ran’da beraber şekilde 6 yerde geçmektedir:

  1. “Eğer Allah bir evlat edinmek isteseydi, elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. O yücedir. O, tek ve Kahhar olan Allah'tır.” (Zümer, 4)

  2. “De ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah'tan başka tanrı da yoktur." (Sad, 65)

  3. “De ki: «Körle gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?» Yoksa O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı durulamaz güç sahibidir (Kahhardır).” (Rad, 16)

  4. “O (kavuşma) gün (ü) onlar (kabirlerinden fırlayıp) çıkarlar Onlardan (sadır olan) hiçbir şey Allaha gizli kalmaz. (Allah buyurur:) «Bugün mülk kimindir»? (Yine kendisi cevap verir:) «Bir olan, (her şeye hakim ve) Kahhar olan Allah’ındır». (Mümin, 16)

  5. “O gün, yer başka yere çevrilir, gökler de (başka göklere) Ve (herkes) Vahid (bir olan), Kahhar (kahredici üstünlük sahibi) olan Allah'ın huzuruna çıkarlar!” (İbrahim, 48)

  6. “Ey zindan arkadaşlarım! Çeşit çeşit (uydurma, hiçbir şeye gücü yetmeyen) tanrılar mı daha iyidir, yoksa sonsuz kahretme gücü olan tek Allah mı?” (Yusuf, 39)

 

Hz. Aişe (r.a.) annemiz, Peygamberimizin (s.a.v.) gece kalktığında şu duayı ettiğini bildirmiştir: 

“Çok bağışlayan, hükmünde galip olan, yerin, göklerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbi olan, yenilmeyen ve daima galip olan (Aziz, Kahhar) bir tek Allah’tan başka ilah yoktur.”

 

Allah Teala kendisi dışındaki bütün varlıklar üzerinde kahhar oluşunu, galip oluşunu göstermiş ve göstermektedir. Her şeyi zıddıyla kahreder, yok eder; hayatı ölümle, varlığı yoklukla, zenginliği fakirlikle, aydınlığı karanlıkla, sevinci üzüntü ile, zorbaları ve azgınları cezalandırarak yok eder. Yokluk üzerinde dilediği şekilde varlığa dönüştürerek, varlık üzerinde kendi kurallarına uygun şekilde yaşatarak, dışında bir yaşamayı seçmeyi elinden alarak, kendi isteği dışında hiçbir varlığın devam ettirme gibi bir imkâna sahip kılmayarak, koyduğu kurallara (zaman, terbiye) uymak zorunda bırakarak, her şeyi zıddıyla bir arada tutarak (geceyi gündüz, nuru zulmet, sıcağı soğuk ile), varlığı yok etmek ve ölüm ile göstermiştir.

 

İnsan telaffuz etse de etmese de aslında Allah’ın (c.c) koyduğu kanun ve kurallara teslimiyetle hayatını sürdürdüğünü, yücelttiği şeylerin ne şekilde yüceltirse yüceltsin isterse doğa kanunları diyerek uyma zorunda olduğunu belirterek acizliğini ifade etsin Allah’ın (c.c) kendi hayatı üzerindeki hükümranlığının sınırsızlığını kabullenmiş olur.

 

Alimler, özellikle de İmam Gazzali, Allah’ın yegane galip, sonsuz kudret ve tasarruf sahibi oluşunu şöyle açıklamışlardır: İlahi hakimiyete karşı direniş gösterenlere önce akla ve duyulara hitap eden belgeler sunmak, bu yarar sağlamadığı takdirde çeşitli afet ve belalarla kendilerini uyarmak ve nihayet onları ortadan kaldırmak olarak tanımlarlar.

 

Mahlukat üzerinde Allah’ın (c.c) galibiyetine, mahlukatın Allah’ın üstünlüğünü kabul ettiğine inanmak, yalnızca Allah’a (c.c) dayanmak, güvenmek, düşmanlarına karşı galip gelmek, Allah’ın (c.c) kahrından lütfuna sığınmak, Allah’ın (c.c) kahrıyla muamele edeceği korkusuyla razı olacağı davranışlarda bulunmak, iradesini, iradesi üzerinde galip ve üstün olan Allah’ın (c.c) iradesine teslim etmek kula düşen paydadır.

 

Kahhar ile esma-i hüsnadan “yenilmeyen, yegâne galip” anlamındaki Aziz, “her şeye gücü yeten” manasındaki kadir, muktedir, kavi ve metin, ayrıca “iradesini her durumda yürüten” anlamındaki Cebbar, “mülkün sahibi ve tasarruf edeni” manasındaki Malikü’l-Mülk isimleri arasında anlam yakınlığı ilişkisi ve birbirleri arasında tamamlayıcılık bulunmaktadır. 

*Esma’ül-Hüsna yazı serimiz Halime Hüsna Özüdoğru katkılarıyla hazırlanmaktadır.