36c414c1ab29c1d5af01c6775054fb19_edited.

Emniyet ve Eman'ın Sahibi: El-Mü'min

Her türlü eman ve emniyetin, selamet sebeplerini halk eden olan, güven ve korunmayı anlatan “El-Mü’min” esmasına kapı aralayacağız.

 

Sözlükte “güven içinde bulunmak, korkusuz olmak” anlamındaki emn (eman, emanet) 'den türeyen mü’min kelimesi “inanıp tasdik eden; başkalarının güvenli olmasını sağlayan, vaadine güvenilen” manalarına gelir. 

 

Mü’min esması, on beşten fazla Esma’ül-Hüsna’nın geçtiği Haşr suresinin son ayetlerinde bizlere anlatılmaktadır.

 

"O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır." (Haşr, 23)

 

El-Mü'min, “korku ve endişeden emin kılmak” anlamında da zikredilmiştir. Emin kılmak ve selamete çıkarmak anlamlarıyla hem el-Mü’min hem de es-Selam esmaları birlikte anlatılmaktadır. Bu ayetleri de zikredelim:

 

"Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun." (Bakara, 125) 

 

"İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır." (En’am, 82)

 

"Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Nur, 55)

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Kim ki Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa komşusunu kendisinden gelecek kötülüklerden emin kılsın." buyurmuştur. 

 

Peygamberimiz (s.a.v.) el-Mü'min ismiden nasibi en fazla olandır. Kendisine Muhammed’ül-Emin denilmiştir. Mekke de müşriklerin, Kabe tamiri sonrası Hacer’ül-Esved’i kimin yerine koyacağı ile ilgili Mekke halkının anlaşmazlığa düştüğü bir durumda, onun hakem olacağını öğrenen herkesin dudaklarından şu sözler dökülüyordu, “Yaşasın, işte bu gelen Emîn’dir, onun vereceği hükme razıyız, çünkü o adaletle hükmeder, o güvenilir Muhammed’dir!” diye sevinç içinde karşılamışlardır.

 

Mü’min ismi, "Allah’ın kendi birliğine şehadet etmesi" anlamında zati; “nimetlendirmesi, koruması, selamet vermesi” anlamında da fiili bir isimdir.  

 

El-Mümin "iyilik eden, vaadini yerine getiren" manasındaki el-Berr, 

"kâinatın bütün işlerini gözetip yöneten" anlamındaki el- Müheymin, 

"selamet veren" anlamında es-Selam isimleriyle anlam yakınlığı içinde bulunur.

 

Allah’ın (c.c.) el-Mü’min esmasıyla güven vermesi umumi ve hususi olmak üzere ikiye ayrılır. Umumi olanında hak ediş söz konusu olmaksızın varlığın istifadesi söz konusudur. 

Hususi de ise insanın hak edişi ile istifadesi söz konusudur.

 

1. Allah (c.c), umumi olarak her varlığa bir güven vermiştir. Göğün üzerlerine düşmesinden, yerin yarılmasından, yıldızların düşmesinden, vahşi hayvanların saldırısından vs.

2. İnsana, zulmetmeyeceğine dair bir güven vermiştir. “Ey kullarım zulmü kendime haram kıldım, siz de birbirinize zulmetmeyin.” (Kutsi Hadis)

3. Sünnetullah’ı belirleyerek güven vermiştir.

4. Ahirette kendisini tevhid eden kullarını azaptan uzak tutacağına dair güven vermiştir.

 

Bu esmanın aynı zamanda tasdik manası da bulunmaktadır. Allah (c.c) kullarına olan vaadini, dünyada aynen gerçekleştirerek tasdik eder. İnanan kullarının kendisi hakkındaki ümitlerini gerçekleştirerek, inanan kullarının imanlarını, kendisi, kendisinden başka ilâh olmadığını, Peygamberlere vahyi ve mucizeleriyle tasdik eder. Hesap günü Ümmet-i Muhammed’in diğer ümmetler hakkındaki şahitliklerini tasdik eder. 

 

Mutlak Mü’min (emin kılan), Allah’tır (c.c). bütün Emn-ü Eman O’nundur. O vermedikçe kimse emniyet bulamaz. O, emniyet sebeplerini ve yollarını açıklamış, korku yollarını da kapatmıştır. “Lâilâhe illallah sözü benim kalemdir, her kim kaleme girerse azabımdan emîn olur” sözü ile insanı asıl korku olan ahiret korkusundan kurtaracak siperi de göstermiştir.

 

Allah’ın (c.c) en büyük nimeti iman, sonra da emniyettir. İnsanın her an canı, malı, ırzı için korku ve endişe içinde olması insan için en büyük huzursuzluk olurdu. Bize emniyet ve huzur içinde olmamız için O'na iman etmemizi, Rasulünün (s.a.v.) getirdiklerini kabul etmemizi emretmiştir. Bunun yanında verdiği nimetlere hamd ve şükürde bulunmamızdır. 

 

Bir düşünelim… Korktuğumuzda ilk ağzımızdan çıkan kelime Allah. İlk okuduğumuz şeyler aklımıza gelen dualar, Fatiha, Ayet'el-Kürsi... Hasedden, nazardan korunmak için okuduğumuz sureler Nas ve Felak. Ve artık bir şey daha biliyoruz ki, korunma duygusu hissettiğimiz de EL-MÜ’MİN esmasını da zikredeceğiz. 

 

“Allah'ım! Ben inanıyorum dünya üzerinde hiç bir güvenlik beni tam manasıyla koruyamaz. el-Mümin ismin ile bildiğim ve bilmediğim, gördüğüm ve görmediğim tüm tehlikelerden beni muhafaza eyle. Yarattığın her varlığa karsı emin olan kullarından olmayı bizlere nasip eyle." diyerek dua edebiliriz. Dualarımızı esmalarla taçlandırabiliriz. 

 

Gazzali, kulun mü’min isminden alabileceği nasibin herkesin kendinden emin olması konumunda bulunmaya çalışması olduğunu söyler. Allah’ın kulları içinde mü’min ismine en çok layık olan kişi insanların ebedi azaptan kurtulmasına vesile olan kimsedir, bu ise peygamberlerin ve alimlerin yaptığı iştir. Rabbim ebedi azaptan kurtulan, insanların kurtulmasına vesile olan kullarından eylesin hepimizi...

 

*Esma’ül-Hüsna yazı serimiz Halime Hüsna Özüdoğru katkılarıyla hazırlanmaktadır.