b12ff5d1ed98ffaace0a1c448a876e54.jpg

Karşılıksız Bol Bol Veren:  El-Vehhab

El- Vehhab, “karşılıksız vermek, bağışlamak, daha çok vermek” anlamındaki vehb (hibe) kelimesinin mübalağalı bir sıfattır. Olduğundan fazlası, hayal edilemeyecek kadar bol ve sınırsız anlamlarına gelir. Allah’ın sıfatı olarak “karşılık beklemeden bol bol veren” demektir.

 

Kur’an-ı Kerim’de vehb kavramı yirmi beş yerde geçmekte, bunların üçünde vehhab şeklinde zikredilmektedir. Vehhab ismi Tirmizî ve İbn Mâce’nin esmâ-i hüsnâ listelerinde Hz. Peygamber’in (s.a.v.) dualarında ve yaptığı çeşitli dualara başlangıç niteliğinde zikredilen tesbih metninde Vehhab ismi tekrarlanmaktadır. Kul için de vehb kelimesi kullanılır. 

 

“Rabbim, Rabbimiz lutfet, bağışla” dediğimizde, oradaki lütuf aynı zamanda Vehhab’dır. Rabbimiz karşılığı olmadan veren ve kaynağı kendisi olandır. Biz kullarda yeryüzünde hiç karşılık beklemeden verebiliriz (ki nefis hep karşılık güder, sevilme arzusuda bir karşılıktır). Fakat verirken kaynağımız mülkün sahibi Allah’tandır. Mutlak Vehhab Allah’tır. 

 

Bizler tezahürü noktasında Rabbimizin bu isimden nasibi olan kullar olarak Allah’ın rızası için verir ve bağışta bulunuruz. 

 

El- Vehhab, sınırsız vermesinin yanında çok sevmesini de anlatır. Rabbimiz bizlere kulluğumuzu yerine getirmesek dahi rızıklandırması ve bol vermesi çok sevmesi ve merhamet etmesindendir.  

 

Kuran-ı Kerim’de bu esmanın geçtiği ayetlere bakalım:

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكاً لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ   

 

Dedi ki: “Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra hiç kimseye yaraşmayan bir mülk (ve saltanat) ver. Çünkü sen çok lütufta bulunansın!” (Sad, 35)

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَز۪يزِ الْوَهَّابِۚ 

 

Yoksa yanlarında, mutlak galip, (dilediğine) çokça lütufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri mi var? (Sad, 9)

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ 

 

(Onlar derler ki:) “Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi (haktan) çevirme! Bize yüce katından bir rahmet bağışla. Şüphesiz sen bağışı en bol olansın.” (Al-i İmran, 8)

 

Salih insan olmak, hayırlarda yarışır olmak, umarak ve korkarak dua eder olmak, huşû sahibi olmak, güzel kul olmak, nefismizin isteklerini Allah (c.c) için terk etmiş olmak bu esmanın bizim üzerimizdeki nasibidir. 

 

Gazzali gerçek anlamda cömertliğin ve lûtufkârlığın yalnız Allah’a mahsus olduğunu söyler; insanlarda görülen övgü ve sevgiye ihtiyaç duyma, yergiden kurtulma, şeref ve ün kazanma gibi amaçlar Vehhab sıfatıyla bağdaşmaz. Kâmil insan Allah’a sadece O’nun rızası için kulluk eder. Kulun Cenâb-ı Hakk’ı sevmesi kölenin efendisini bir amaçla sevmesi gibi değil babanın evladına muhabbet beslemesi gibidir. 

 

Kulun Vehhab isminden nasibi, merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah’ın lutfettiği nimetleri O’nun kullarına sadece kendi rızasını elde etmek için vermesidir, çünkü Allah’ın kulundan razı olması diğer bütün nimetlerin üstündedir. 

 

“Allah onlardan, onlarda Allah'tan razı oldu.” (Beyyine, 8) Ayetinin gereğinde, yaptığımız her şeyi Onun rızası için yapan, verdiği nimetlerin kıymetini bilen kullardan olmayı Rabbim nasip eylesin.

*Esma’ül-Hüsna yazı serimiz Halime Hüsna Özüdoğru katkılarıyla hazırlanmaktadır.