Ara
  • sakurakademi

Mağarada Bir Nur: Kadir Gecesi


Mağarada Bir Nur: Kadir Suresi Tefsiri

Eğer bir ilmi vahiy çerçevesinde fiiliyata dökme niyetiyle dinlerseniz emin olun hareketlerinize yansıması açısından size faydası daha çok olacaktır.

Dünya üzerindeki bütün günlerden ve gecelerden daha kıymetli bir gecedir Kadir Gecesi. Toplumumuzda var olan kandil geceleri, mübarek geceleri kutlamak, Rasulullah (s.a.v.) zamanında kandil geceleri merasim kutlanmamıştır. Kur’an’la sabit olan, Allah’ın bize arayın, ihya edin, değerlendirin dediği gecelerden birine yaklaşıyoruz.

Kadir gecesi ile ilgili ilk bilmemiz gereken şey gerçekten dünya üzerinde bundan daha kıymetli başka hiç bir günün/gecenin olmadığı. Zamanı ya da mekanı kıymetli kılan, o zamanın ve mekanın değerlerinden daha çok, o zaman da yaşanmış hadiselerdir. Yani bir zamanı çok değerli hale getiren şey aslında o zamanda yaşanmış olan şeydir.

Ramazan ayının Recep, Şaban, Rebiülevvel, Rebiülahir ya da Temmuz Ağustos, Eylül, Ekim gibi aylardan aslında herhangi bir farkı var mı? Baktığımız zaman yok. Süresel olarak, zaman olarak hiçbir fark yok. Fakat Ramazan’ı Kur’an-ı Kerim gibi ebediyete hitap eden bir kitabın içerisinde olarak zikredilecek kadar kıymetli kılan şey onda Kur’an-ı Kerim’in nazil olmaya başlamasıydı.

En merak edilen sorulardan biri: “Kadir gecesi ne zaman?” Bu soru ezelden beri sorulmuş bir soru, Rasulullah Efendimiz’e de (s.a.v.) sorulmuş fakat çok büyük bir hikmet gizli ki bunda Allah bize Kadir Gecesinin birebir olarak hangi gün olduğunu bildirmemiş. Rasulullah (s.a.v.) kanalıyla da bildirmemiş. Yani bunların hepsinde çok büyük bir hikmet var. Biliyorsunuz ki, Allah bazı mükafatları sır olan şeylerde sürpriz olarak gizlemiştir bizlere. Bu da nedir? Mesela, Kadir Gecesinin hangi gece olduğu bildirmemesi, cuma günü bütün duaların kabul edildiği o zamanın hangi zaman olduğunun bildirilmemesi gibi. Bununla beraber namazlar arasında Allah’ın övdüğü salat-u vustanın hangi namaz olduğu bilinmemesi, yine onlarca isim içerisinde İsm-i Azam’ın hangi isim olduğu bildirilmemesi. Çünkü neden? Bunda şöyle bir hikmet var. Bizler, insan fıtratı, ne yazık ki demeyelim hepsinde bir hikmeti var ama, çok müsaitiz ki bir şeyleri putlaştırmaya, bir şeyleri ilahlaştırmaya ve eğer ki Allah bize “Kadir gecesi şu gecedir” deseydi, insan fıtratı şunu yapardı hatta şuan bile bildirilmemesine rağmen 27. gece ünlendiği için çoğumuz 27. geceyi sanki kesin olarak Kadir gecesiymiş gibi amel ediyoruz fakat hayır Allah’ın bunu bildirmemesinde ki hikmet her gün Kadir gecesini arıyor olarak geçirmek gerek bu bağlamda da aslında her günü değerlendiren bir mü’min olmak. Bazı kutsallıkları sadece belli bir zamana atfetmekle kalmayıp bütün bir zaman dilimini onu kıymetlendirmeye harcayarak değerlendirmek. Yani, Allah’ın bunu kesin bir tarihle bildirmiyor olmasının arkasındaki hikmet aslında her günü sanki o gece Kadir Gecesiymiş edasında yaşamamızı murad ettiği için.

Hadis-i şeriflere baktığımız zaman, Rasulullah’ın (s.a.v.) daha meşhurlaşmış hadis-i şerifleri var ki, Kadir gecesinin özellikle son 10 günde aranması gerektiğini bildiriyor. Rasulullah Efendimiz (s.a.v.) son 10 gün itikafa da giriyorlardı. Bu sebeple de son 10 günün özellikle farklı bir kıymetinin olduğu ve Kadir gecesini bu 10 gün içerisinde aranması gerektiğini biz Rasulullah Efendimizden (s.a.v.) öğreniyoruz.

Bizlere Kur’an’ın şerefini anlatan bir sure ile birlikteyiz.

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ

"Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik." (Kadr; 1)

Bizler günlere olayların karşılığı olacak isimler veririz; doğum günü, yıldönümü gibi. Allah, Kur’an’ın nazil olduğu geceye, Kur’an’ın, vahyin Peygambere (s.a.v.) ulaştığı geceye “kadir” kelimesini veriyor.

Kadir kelimesinin 3 anlamı vardır: Takdir, Azamet ve Şeref, Sıkışmak

Takdir: Hepimiz hakkındaki hükümlerin, hepimiz hakkında takdir edilecek şeylerin bu gecede belirleniyor olması demektir. Bununla beraber Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu o havaya ya da o sürece, o döneme bir baktığımız zaman aslında bütün bir insanlığın hakikat ve batıl arasındaki ayrımın yapıldığı bir zaman dilimidir aslında. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in hayatımıza nazil olmaya başlamasıyla birlikte bütün bir insanlığın seyri değişiyor. Şöyle düşünelim, o kadar cahilane tavırların içinde olan bir dönemdi ki Rasulullah (s.a.v.) kendini artık o toplumdan ayırıp bir inziva dönemine giriyordu. O kadar büyük yanlışlar, kız çocuklarının diri diri gömülmesi, faizin artık çok yüksek bir şekilde yeniyor olması, insanların birbirlerini katlediyor olması sadece akraba savaşlarından dolayı ve bunlarla birlikte gelen kendi elleriyle yaptıkları ilahlara tapıyor olmaları ki bizler de aslında kendilerimizin, kendi zihnimizde oluşturduğumuz ilahlara tapıyoruz ne yazık ki. Böyle bir ortamdayken, Kur’an-ı Kerim’in vahyin nuruyla aydınlanan insanın bütün bir seyri değişti o gün. Bütün bir tarih seyri değişti. Ne kadar çok şeyin değiştiğini ne kadar o günden bugüne kadar gelen İslam devletlerine aslında baktığımızda ne kadar çok şeyin farklılaştığını gördüğümüzde şunu diyebiliyoruz ki aslında Kur’an-ı Kerim, nasıl ki bütün bir insanlığın tarih seyrini değiştirip bütün bir insanlığı aydınlatmışsa, aslında bizlerin de hayatında o kadar çok şeyi değiştirebilir. Kur’an-ı Kerim’in kendi içerisinde kendinden bahsettiği nice isimler var. Maddi manevi hastalıklarımıza, nefsimizin bizi sürüklediği noktalar, şeytanın bizi aldatmayı adet haline getirdiği zaaflarımıza şifa oluşu. Her seferinde şeytanın aynı zafiyetten bizi vuruşu ve hep onun üslubuyla bu zafiyete devam ediyor oluşumuz. Çünkü iki yol takdir edilmişti bize, bir tanesi Adem’in (a.s.) yolu ve bir tanesi şeytanın yolu olmak üzere. Adem’in yolunda; yaptığı hatadan ve günahtan geri dönmek, bunu kabullenmek ve bunun pişmanlığını yaşamak vardı ama şeytanın yolunda; yaptığı günahta ısrarcı olmak vardı. O zaman bir hayat boyunca bize iki yol takdir ediliyor, ya Adem’in yolunu seçmek evet hatayı yaparsın, hataya düşersin fakat Ademi bir tavırla “Rabbim ben nefsime zulmettim” dersin ya da şeytani bir tavırla yaptığın hata üzerine “Ya hayır canım böyle işte ben böyle istiyorum” diyerek aynı şeyde ısrar etmeye devam edersin.

Azamet ve Şeref: Daha önce zikrettiğimiz gibi, olaylar sebebiyle zaman ve mekan şeref kazanır ve Kadir gecesi Kur’an-ı Kerim’in nazil olması sebebiyle en şerefli ve en kıymetli gecelerden biri olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte “Ey İnsan” bize de bir hitap var. “Eğer bir şeref, bir kıymet, bir azamet sahibi olmak istiyorsan tabi olman gereken hakikatler Kur’an-ı Kerim’in hakikatleridir” demek istiyor aslında bize. Kadir gecesine, Kur’an’ın nazil olduğu geceye bu ismin veriliyor olmasının sebeplerini de bu manayla anlıyoruz. Allah bütün bir insanlığa, son mesajını, bütün bir insanlığın hayatının her alanına hitap edecek o mesajı bu gece de nazil etmeye başlıyor. Baktığımız zaman hepimizin evet dilimizde çok mevcut. şöyle Müslüman olmalıyım, böyle olmalı. Fakat Kur’an-ı Kerim’in hitabına, Kur’an-ı Kerim’in insana hitap edişine baktığımız zaman gerçekten her zaman pratiğe dökülen bir inanç murad ettiğini görüyoruz. Bir çok noktada Allah’ın bize bir kaldır kafanı, bir bak, bir izle, oku zaten ilk emir. Kadir suresinden bir önceki sure Alan suresi yani Rasulullah’a (s.a.v.) ilk vahyin geldiği sure. Oku emrinin geldiği ayetler. İlk emir de Rabbimiz bize “Oku!” hitabında bulunuyor. Kur’an’la birlikte ilk kez muhattap olan bir insanın aslında Allah’tan alacağı ilk mesaj “oku”. Neyi oku? Kur’an’ı oku, Kur’an’ın sana emrettiklerini oku, Kur’an’ın sana açtığı pencerelerden bakarak kainatı oku, izle, bak, ibret al, öğüt al! Şunu temelde söyleyecek olursak, Kadir suresiyle ilgili bilmem gereken ya da Kadir gecesiyle ilgili bilmen gereken ilk şey nedir diyecek olursak aslında hepimizin asıl kadir gecesi Kur’an’ın kalplerimize vahyolmaya başladığı andır. Hepimizin Kur’an’la muhattap olmaya başladığı an aslında her birimizin Kadir gecesidir. O kadar şerefli, azametli, değerli ve hepimizin hakkındaki takdiri gerçekleştirecek bir an. Ne zaman ki her bir birey kendi iç dünyasında, gönlünde ve zihninde Kur’an’ın kadrini ve kıymetini bilmeye başlar, gerçekten onun kendi hayatında yegane rehber olduğu bilincine varır, işte aslında hepimizin Kadir gecesi o andır. Kadir gecesine baktığımız zaman nedir? Rasulullah’a (s.a.v.) vahyin ilk gelişi. Yani senin hayatına vahyin ilk düşüşü, aslında senin kadir gecendir.

Allah, اَنْزَلْنَاهُ (enzelnahu) buyuruyor. “Biz onu indirdik.” Farkındaysanız Kur’an’ı indirdik buyurmuyor. Bu o kadar ince bir nokta ki… İnsan ne zaman kapalı bir zamir kullanıyor? Konuşmalarımıza, diyaloglarımıza baktığımız zaman, bahsettiğiniz şeyin ne olduğunu karşımızdaki kesin olarak biliyorsa, o şeyin ne olduğunu zikretmeye gerek yoktur. Allah’ın bahsettiği üsluptan, "onun ne olduğunu zaten hepiniz biliyorsunuz, bu azamete ve bu şerefe sahip olan yegane şeyin ne olduğunu zaten biliyorsunuz.” Bu ayetlerin hitabında nasıl bir hitap var biliyor musunuz? Allah sanki biz O’nun direkt olarak karşısındaymışız gibi bizimle muhattap oluyor.

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ

Elif, Beyza, Aybüke, Merve; hani, biz onu indirdik ya o mübarek gecede, kadir gecesinde. Biliyorsun sen onun ne olduğunu. Ne o? Sana bütün bir hayatın boyunca:

  1. Nasıl olman gerektiğinin çerçevesini çizen,

  2. Nasıl olduğunun çerçevesini çizen,

  3. Olduğun halden, olman gereken hale nasıl gitmen gerektiğini çizen

bir rehber.

Bu nasıl bir olay? Diyelim ki, sen bir odunsun, Allah sana diyor ki Kur’an’da, sen odunsun. Bunun akabinde de diyor ki, senin bir kalem olman lazım. Ama bunu sadece kalem olman lazım diyerekte bırakmıyor, senin nasıl bir kalem olman lazım? Senin o kalem olmak için hangi evrelerden geçmen lazım? Çünkü hayatın hiçbir alanında Kur’an-ı Kerim’in boşluk bıraktığını biz görmüyoruz. Gerçekten Kur’an’ın bilincine vardığımız an, bizim için en kıymetli an, en şerefli an. Hayatın hiçbir alanında bize bir boşluk bırakmıyor. Bir mühendis gerçekten bu niyetle baktığında Kur’an’dan çok şey bulabiliyor. Bir doktor, bir hemşire, bir mimar gerçekten hayatın her alanına nüfus eden bir çok şey bulabiliyor. Kur’an’da kek tarifi bile var! “Bir bilene sor.” Gidip annemize sorabiliriz. Yani hiçbir şey olmadığını, bulamadığımızı sansak bile işin ehliyle muhattap olmamız gerektiğini bizlere öğütlüyor. Gerçekten hayatımızın hiçbir noktasında bir boşluk bırakılmadığını görüyoruz.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِۜ

"Bilir misin nedir Kadir gecesi?" (Kadr; 2)

Buradaki muhattabın daha çok Rasulullah (s.a.v.) olduğunu söylerler.

Edra kelimesinin köküne baktığımızda da bir farkındalık manası olduğunu görüyoruz. Yani onun gerçekten ne olduğunun farkında mısın? Üzerine bir düşün, üzerine bir gayret et. Gerçekten onun şerefinin ne kadar kıymetli olduğunun farkında mısın? Bu soruyu soran Allah surenin devamında onun değerini bizlere söylüyor.

لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ

"Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır." (Kadr; 3)

O, bin aydan daha hayırlıdır. Tek bir gecenin, bin aydan daha hayırlı oluyor olması… Subhanallah! Vahiy ile muhattap olmuş bir insanın, hayatına vahiy girmiş olan bir insanın, Allah’ın rızasına uygun yaşamaya niyet eden ve bunu kendine düstur edinmiş bir insanın ömrünün bin ay kadar bereketleneceğini söylüyor Allah. Araplara göre bin ay kavramı bir eşyanın ulaşabileceği en yüksek varlık noktası olarak yorumlanır. Bir mübalağa kalıbıdır. Her şeyden daha hayırlı. Kalbine Kur’an vahyi girmiş olan, kalbine Peygamberin nuru girmiş olan, kalbine ve hayatına Rasulullah’ın yaşantısı Kur’an’ın açtığı o yol, o ışık girmiş olan insan bin aydan daha kıymetli. Sanki bin aydır onunla var olmuş gibi kıymet kazanıyor. Senin ömrünü çok daha kıymetli bir makama getiriyor. Seni olduğun halden çok daha yüksek bir noktaya taşıyor.

Bin ay 83 yıl gibi bir süreye tekabül ediyor yani Kur’an’la geçirilmiş bir anın bir ömre bedel olduğunu söylüyor bizlere Allah.

تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۚ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ

سَلَامٌ۠ۛ هِيَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ

“O gece melekler ve ruh, rablerinin izniyle her bir iş için iner dururlar.” (Kadr; 4)

“O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur.” (Kadr; 5)

Kadir kelimesinin 3. anlamını da bu ayette açıklayacağız

Sıkışmak: Kadir gecesi öyle bir gece ki, bütün semavatta inanılmaz bir seromoni gerçekleşiyor. Öyle bir an ki, semavatta ki Allah’ın emriyle muhattap olan kıymetli meleklerin tamamı o gece yeryüzüne iner iner dururlar. Kıymetli melekler ve vahyi getiren Cebrail yani biz Kur’an’la muhattap olduğumuz an Cebrail oraya bir kez daha getiriyor vahyi. Cebrail bir kez daha iniyor yeryüzüne bütün meleklerini alarak. Aynı Hira’da Rasulullah’ın (s.a.v.) herkesten kendini soyutlayarak sadece Rabbi ile muhattap olduktan sonra, bütün duyu organlarını her şeye kapattıktan sonra "ancak benim Rabbim” dediği bir noktada Cebrail’in vahyi O’nun (s.a.v.) kalbine getirdiği ve onun inanılmaz heyecanının yaşandığı noktada bir insan, bir melekle muhattap olarak Rabb’den, ilahtan bir vahiy alıyor. İşte bizlerde Kur’an’la yaşadığımız her muhattabiyette Cebrail yeniden ve yeniden yeryüzüne iniyor. Vahiy yeniden semadan yeryüzüne indiriliyor. Bütün melekler öyle kıymetli bir an ki Allah kendi arşındaki o makamda bir tane dahi melek bırakmıyor. Neden? Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerine baktığımızda kum tanesi gibi inerler yeryüzüne. Hani dedik ya sıkışmak kavramı diye, bütün güzelliklerin yeryüzünü kapladığı bir seremoni anıdır. Adeta bir bayramdır. Çünkü yeryüzü Kur’an’la şereflendi. Bir mü'min için kendi kitabının nazil olduğu günden gafil olmak mümkün olur mu? Bizim için belki de kutlanacak en önemli gündür. Bundan daha değerli kutlanacak günümüz olabilir mi ki ? İstediğimiz birçok şey var ve şükrümüz oluyor. Kaç kere Kur’an nimeti için şükrümüzü sunduk? O Ramazan ayında insanlara bir hidayet kaynağı olan o Kur’an indirilmeye başlandı. Umulur ki onun için şükredersiniz.

Allah vahyin kendisine ulaşmadığı ondan bir parça olmayan o insanı karanlık görür. Hepimiz bir karanlıktayız. Bizi o aydınlığa çıkarabilecek tek şey Kur’an nuru. Emredilen Peygamberimizin (s.a.v.) nuru. Ona tabii olun. Çünkü alacağın mesajı nasıl uygulayabileceğin de onun hayatında saklı. Çok sevdiğimizi söylüyoruz, binlerce salavat çekiyoruz. Hangimiz sünnetini yerine getirebiliyor, sevgimizi göstermeye çalışıyoruz? Hangimiz iftar sofrasından kalkarken Peygamber Efendimiz (s.a.v.) adabı üzerine bir iftar duası edelim diyoruz? O kadar kolay ki onun gönlünü kazanabilmek. İnanın O’nun (s.a.v.) gönlünü kazanmadan Rabbimizin huzuruna çıkılmıyor. Gerçekten O’nun (c.c.) yanına ulaşılamıyor. Çünkü bir insanın hayatının en büyük gayesi şu yaşam hedefinin en temel noktası, en çok gideceği nokta Rabb’inden alacağı rıza diplomasıdır. Bu rızanın yolu da Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) gönlünü alarak geçer. Demesin mi kıyamet gününde ben seni azalarında, sünnetim üzerinde oluşundan tanıdım. Demesin mi Allah’ım bana benzemek için çabaladı? Demesin mi benim sahabemin yolundan gitmek için çaba gösterdi? Aslında her zaman dediğimiz gibi en temel nokta biz ne zaman vahyin nuruyla muhattap oluyoruz o gece bizim Kadir gecemizdir. Ve şimdi Rasulullah’ın (s.a.v.) muhattap olduğu o günü biz aramakla vazifeleniyoruz. Allah öyle kıymet veriyor ki çünkü, bir ayet değil iki ayet değil tüm bir sure ile onun kıymetini bildiriyor. Yine Duhan suresinin ilk paragrafında Allah biz “onu” mübarek bir gecede indirdik diyor. Mübarek hayrın kaynağı demektir. Berekette aynı kelimeden gelir. Aynı köktendir. Bizim için aslında hayra ulaşmanın tek yolu Kur’an’dır. Ve orada Allah emirleri ayrıştırdığını söylüyor. İnsanı karanlığa sürükleyecek şeylerin ve hayra ulaşacağı şeylerin ayrıştığını söylüyor. Kur’an’ın hayatlarımıza ulaşıyor olması merhametidir. Durmadan onun şefkatini murad ediyoruz ya, onun şefkatinin en büyüklüğü Kur’an’ı nasip etmiş olmasıdır. Ve devamında Kadir Gecesi’nden bahsederken, bu gece bizim zikrettiğimiz her şeyin Allah tarafından işitiliyor ve biliniyor olduğuna normalde inandığımızdan çok daha fazla inanıyor olmaktır. Aslında Allah sorgular ben kalbinde ne kadar varım, ne istiyorsun? Demişler ki büyüklerimiz Allah günde 99 kere kulun kalbine tecelli eder ve bakar ne kadar varım. Kalbimizin ne kadar farklı sevgilerle meşgul olduğumuza bakar mısınız? Asıl muhabbet duymamız gerekenden uzağız. Ya da Allah diyor ki Kur’an duyduklarında tüyleri ürperir. Kaçımızın kalpleri ürperiyor? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki ağlayın, Kur’an duyduğunuzda. Ağlayamıyorsanız bile ağlıyor gibi yapın. Rol yapmanın kötü sayıldığı bu dinde nasıl da böyle bir istek var. Neden? İnsan bir maske taka taka sabitleşir, huyu olur ya. Bir zaman sonra o Kur’an’ın gerçekten bizi ağlatıyor olması olacaktır. Bu bir makam, bir mevkidir Allah katında. Ve o gece öyle bir geceki meleklerin en faziletlisi, insaların en faziletli kelamını getiriyor. Yani bütün yer yüzü faziletlerin en özeliyle meşgul.

Gerçekten o geceye baktığımızda diyelim ki hissedelim, ve bu gece o gece diyebilelim. Öyle bir an ki meleklerin tamamı oluk oluk indiği andır. Tek bir boşluk anı dahi yoktur. Ya Rabbi nasıl bir seremoni. Arşı aladaki her mübarek kul yer yüzüne indiriliyor. Melekler günahsız, Allahın vazifesi doğrultusunda yeryüzüne iniyor. Şunu biliyor muyuz ? Hiçbir şey yapmasak dahi Allahın bizim adımıza istiğfar eden meleklerimizin olduğunu. Allah öyle bir merhamet sahibi ki her kişinin kendine istiğfar eden melekleri olduğunu… Cebrail (a.s.) bu gecede yer yüzüne iner. Bütün Kur’an’ın elçisi yeryüzünde. Neden benim gönlüme, evime yakın olmasın? O halde Kadir gecesini ihya etmek, Rasulullah’ın (s.a.v.) adabı üzere, özellikle hanımlar evlerinde itikafa girebiliyor iken son on gün sadece yarım saat belki bir saat. Ne kaybederiz? Hangi dünyalık şey yok ki tekrarı olmasın? Peygamber (s.a.v.) ile buluşan Cebrail (a.s.) ile buluşmaya değmez mi? Rasulullah Efendimiz’e (s.a.v.), Aişe (r.a,) sormuştur: “Eğer o geceye denk gelirsem ne yapmamı tavsiye edersin?” Efendimiz (s.a.v.), şu kadar Kur’an oku, şu namazı kıl demiyor. Şu duayı okumayı tavsiye eder:

“Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni." (Allah'ım sen affedicisin, cömertsin, affı seversin, beni affeyle.) Sadece bu dayı etmesini buyuruyor.

Kum tanesinden daha fazla melek yeryüzünde bulunur ve sen afla muhattapsın ve sen affı dilemekle muhattapsın ve Peygamberimiz (s.a.v.) bu duayı buyuruyor. Ezberlemek hiç zor değil muhakkak. Kendimize bir yer belirleyip bir zaman dilimi seçip Allah ile geçirdiğimiz hususi bir anımız olmasın mı? Demeyelim mi Allah’ım ömrümün şu zamanını sana hususi kılmıştım. İşte o zaman ümmet dolunay gibi parlamaya devam edecek. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) güneştir, biz ise ay. Ayın evreleri vardır. Kimi zaman hilaldir kimi zaman dolunay. Parlamayalım mı Kadir gecesindeki nurlar gibi? Cebrail demesin mi burada ne var? Vahiy meleği şahit olmasın mı Kur’an’la muhattaplığımıza? Şefaatçi olacağı kesin merci belki de Kur’an’dır. Ağlayamıyorsak bile ağlamaya gayret edelim. O ağlamak bizde alışkanlık olsun, o kalp titresin. Nelerle harcıyoruz Allahın bize verdiği bize bir şeye kulluk etme cevherini? Nelerle harcadık? O onun üstüne olmadı, bununla uymadı.

Geçiyor azizim ömür geçiyor. İnsan tüm sermayesini kaybeden bir varlık gibi her şeyi yok olmuş bir halde hüsrana sürüklenmiştir. Zaman zaman zaman. Ellerinin arasından kayıp giden adeta çölde buz satmaya çalışan adamın buzlarının eridiği hızda. Aslında hiçbir şeyin yok. O her an eriyen buzun haricinde. O halde buzun erimeden ticaret yapmak mı? Yoksa eriyen buzunla sermayesiz kalmak mı? O halde Kur’an’ı nakşetmek, manasını anlamaya gayret etmek, Kur’an’ın emrettiği gibi olmak.

Rasulullah’ı(s.a.v.) yaşlandıran ayet “O halde sen (Resûlüm!) Beraberindeki tevbe edenlerle birlikte, sana emredildiği gibi, istikamet üzere (dosdoğru) ol. Aşırı gitmeyin (asla ilâhî hududun dışına çıkmayın). Çünkü O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Hud, 112)

“(Ey insanlar!) Andolsun ki size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. ” (Tevbe, 128)

Nasıl üzülüyordur şimdi ki halimize bakıp. Rabbim inşallah bu takdir gecesinde, faziletinin nazil olduğu bu gecede bir nur ihsan etsin bize. Kur’an sevdasını kalplerimize nakşetsin. Bütün kainat o kitap için. Çok kolay alsında hiçbir zorluk yok. Neden mi Allah hiçbirimize yüklenemeyeceği zorluk vermemiştir. Sadece biz açığa çıkarmak için yanlış taktik uyguluyoruz.

Rasulullah’ın (s.a.v.) söylediği duayla muhattap olalım, biraz dünyayı düşünmeyelim, biraz ahireti ve mahşer gününü hayal edelim. Birbirimize dualarda bulunalım. Hepimizin dertleri var. Bunlar hayatın gerçekleri. Ve sabır bunlara üzülmemek değil. Sabır duygulara gem vurmak değil. Üzülmemek imkansız. Sadece bunun Allah’tan geldiği bilinçte olmak. Dua edelim sıkıntılarımız gitsin. Şerefli geceden hepimiz şereflenelim. Ve ahiret gününde Cebrail (a.s.) gelsin o bize şahit olsun. Allah’ın sınırı yok ki neden olmasın? Öyle sınırsız bir hazine ki neden olmasın? Allah’ı küçültmeyin kafanızda, sınırlamayın. Hafızlığımda şöyle dua ederdim: “Peygamberimiz bana ismimle dua etsin.” İmkansız değil ki. Efendimiz her yere teşrif eder. Yapılacak davranışlarda peygamber duası almaya vesile olacaktır. Kısıtlamayacağız, isteyeceğiz. Bir tanesi de Allah’ım o geceye bizi ulaştır, affolunanlardan eyle diyeceğiz. Biz bayramı neden kutluyoruz? Oruç bitti diye kutlamıyoruz. Affolunacağımız inancıyla ramazandan çıktığımız için kutluyoruz. Kim ramazan orucunu sevabına inanarak tutarsa geçmiş günahları affolunur diyor ve yine kim Kadir Gecesi’ni inanarak ihya ederse geçmiş günahları affolunur buyuruyor. Ramazanın son on gününde en az yarım saatimi itikafla geçirebilirim. Ve Allah bunu her yıl tekrarlar. Ya ramazan insanın ömrüne bir kere gelseydi. Hangisini yakalayacaktık. Ama her yıl kavuşmaya fırsat buluyoruz. Atıyorum bir yerde altın dağıtıyorlar. Koşa koşa gideriz. Allahın rahmet cevherinden neden faydalanmayalım ?

Bedevilerin Peygamberimize (s.a.v.) sorduğunda Allah Resulu (s.a.v.) bir cümle söylemiştir. "İman nedir, yapalım” dediğinde: “Zekat ver, oruç tut, namaz kıl”. Bedevi diyor ki: “Bak bundan fazlasını yapmam" dediğinde, “Yapma bu sana kafi” demiştir.

Kendinize yüzde yüz iman edeceğiniz bir müjde bulun. Bu ne demek ? Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerine bakın. Mesela, O (s.a.v.) diyor ki: “La ilahe illallah diyen kişi cehenneme girmez.” Bunu kendinize düstur edinin. Ahirette deyin ki ben bu müjdeye göre hareket ettim. Çok güzel fırsatlar var dinimizde.

Sadece ramazan orucunun sevabını bilmiyoruz. Ne olduğunu bilmiyoruz, orucun mükafatı nedir bilmiyoruz. Sevap mı cennet mi bilmiyoruz. Bu ibadetimiz sadece Allah için. Yine bir bilinmezlik ve fırsat arayışı. Mü’min akıllı olacak. Fırsat kollayacak. Rasulullah (s.a.v.) bunu göstermiştir bize, paragraflarca dua etmemiştir mesela yarattıklarına adedince şükretmiştir. Çok kestirmedir. Hani tek tek saymamıştır, yer, gök dememiştir.

Bir duanın kabul olması için en önemlisi efendimize salavat getiriyor olmaktır. Bütün dualar semaya çıkarılır fakat Allah’ın huzuruna salavat çekildikten sonra ulaştırılır. O halde üzerimize farzdır salavatı çekmek.

Her bir bayrama sıfır kilometre affolunanlardan olduğumuza inanarak kutlayanlardan eylesin bizi. Buna yüzde yüz inanın. Allah buyuruyor ki: “Ben kulumun zannı üzereyim.” Rabbim zorlarınızı kolaylaştırsın. Allah’ın kelamı çok güzel, her noktası çok güzel. İnşallah bizi ahirette de buluştursun, Cebrail (a.s.) şahit olsun.

1.692 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Regaib Kandili