Ara
  • sakurakademi

Nedir Miraç?

Güncelleme tarihi: 10 Mar 2021





Miraç kandili dolayısıyla İsra ve Miraç olayları hakkında biraz bilgi sahibi olmaya ve oldurtmaya karar verdik. Günlerin ve gecelerin varlık sebebini bilmek, o günlerde yaşanmış olayları öğrenmek, daha güzel değerlendirmeye yardım ediyor.


Öncelikle Resulullah (s.a.v.) devrinde kandil kutlaması var mıydı? Bundan bahsedelim.

Rasulullah zamanında, mevlit, regaip, miraç gibi kandiller özel bir gün olarak kutlanmıyordu.

Yalnızca Ramazan’ın (s.a.v.) son 10 gecesi içerisinde Kadir gecesinin aranmasını emreden peygamberimiz o geceyi bulabilmek için daha fazla ibadet edilmesini tavsiye ediyorlardı. Yani Resulullah (s.a.v.) devrinde “kandil” diye bir kavram yoktu.


Kandil kavramı bizlerin hayatına Osmanlı İmparatorluğuyla beraber girmiştir. Geçmiş hatıraları yad etmek, o günleri hatırlamaya bir sebep oluşturmak bu sebepler vasıtasıyla da ibadetleri arttırmak, Allah’ı daha çok anmak gibi niyetlerle kandiller kutlanmaya başlanmış daha sonrasında kültürümüzün ayrılmaz bir parçası haline gelmişlerdir. Açıkçası bunda bir sıkıntı yoktur. Fakat ne zaman ki insanlar bu günleri gereğinden fazla kutsallaştırır adeta bir put haline getirirse asıl sorun o zaman ortaya çıkar.


Miraç kandili Rasulullah’ın (s.a.v.) hayatının çok önemli bir döneminde yaşadığı hatırayı yad etmek için kutlanır.


Biraz merak uyandırmak istiyorum sizlerde, mesela olay hakkında bazı garip ipuçları vereyim.


Birazdan anlatılacak olayda, binlerce kilometreyi bir saniyede giden inanılmaz hızlı bir binek, kalbi açılıp yıkanıp tekrar yerine konan bir insan, birbirlerinden asırlar önce yaşamış kişilerin aynı zaman diliminde bir araya toplanışı, yerde kurulan bir asansörün, göğü, uzayı, bütün gökyüzünü delerek en üst seviyeye 7.kat semaya çıkışı gibi mistik olaylar yaşanacak.

Bu hadise her zaman İsra-Miraç olmak üzere beraber ele anılır.


Çok uzun bir zaman dilimi öncesinde yaşandığı için tarihine dair kesin net bir bilgi yoktur fakat, Peygamberimizin (s.a.v.) peygamber oluşundan 10 yıl sonra olmuş diyebiliriz. Çünkü genel olarak bu fikir üzerinde karar verilmiş.


O yıl Peygamberimiz(s.a.v.), kendisine ilk peygamberlik verildiği günden bu yana en büyük desteği olan, bütün mücadelesinde en büyük yardımcısı olan Hz. Hatice’yi yani eşini kaybetmişti. Bununla beraber aynı zaman diliminde çok sevdiği, bir dönem yanında yaşadığı ve büyüdüğü amcası Ebu Talip’i de kaybetmişti. Yani kalbi çok yaralıydı, iç dünyası eksik hissediyordu. Üzülüyordu, kalben desteğe çok ihtiyaç duyduğu zamanlardı. Bütün bunların yanında ona “sen yalancısın” deyip inanmayanlar, bu inkarlarını daha da şiddetli hale getiriyorlar ve ona sürekli işkence ediyorlardı.


Tam da böyle zor zamanlar geçirdiği günlerde bir gün Kabe’de istirahat ederken, kendisine vahiy getirmekle sorumlu olan melek (Cebrail a.s.) yanına gelerek Peygamberimizi (s.a.v.) uyandırdı. Rasulullah (s.a.v.) uyku sersemiyken kalbi Cebrail (a.s.) tarafından açıldı çıkartıldı ve zemzem ile yıkandı. Böyle olmalıydı çünkü çok büyük bir hazırlık gerekliydi. Bir insan, bir beşer kalbi göreceklerine dayanıklı hale getirilmeliydi.


Mesela Hz. Musa Allah’la konuşmadan önce 40 günlük bir hazırlık yapması gerekmişti. Çünkü çıkılacak huzur en yüce huzur, en yüksek makamdı. Bunun için de en gerekli şekilde hazırlık yapılmalıydı.


Bundan sonra Rasulullah’ın (s.a.v.) yanına bir binek getirildi. Bu binek, gözünün gördüğü en uzak mesafeye ayak basabilecek kadar hızlıydı. Bu bineğin ismi “yıldırım” manasına gelen B-R-K harflerinden türeyen bir isimdir, Burak bineği.


Rasulullah (s.a.v.) bu özel bineğe bindirildi ve yalnızca gözünü kırpacak bir vakit geçtikten sonra, yolculuğa başladığı yerden tam 1485 km uzaktaydı. Bu kadar mesafeyi gitmek o zamanda yaşayan insanlar için yaklaşık 2,5 aylık bir yolculuğu gerektiriyorken, Rasulullah (s.a.v.) sadece saniyeler içerisinde oradaydı.


“Allah

Bir gece

Mekke’den-Kudüse

Kulunu yürüttü(!)

Etrafını mübarek kıldığı o yere götürdü

Ona bazı ayetlerini göstermek için .(İsra, 1)”


İşte bu gidişe İsra Suresinde de bahsedildiği gibi, “İsra” deniyor.

İsra: gece yürümek anlamına geliyor. Ayet Allahı tenzih ederek başlıyor ki, bu da devamında çok büyüüük bir haberin geleceğine dikkat çekmek için.


Rasulullah (s.a.v.) bundan önce hiç görmediği bir beldeye, bedeniyle ruhuyla, olağanüstü hızlı bir binekle saniyeler içerisinde ulaşmıştı. Oraya gittiğinde kendinden önce gönderilmiş 124.000*(hadislerde 124.000 peygamber gönderildiği söylenir) peygamber bir araya toplanmıştı.


Yalnızca bir kavme değil tüm insanlığa gönderilmiş olan ilk peygamber oluşu, Allah’ın bu dünyadaki vahyini getirecek son peygamber oluşu sebebiyle kendinden önce gelmiş olan tüm Peygamberler’e Kudüs’de Mescid-i Aksa’da imamlık yapıp namaz kıldırdı. Allah böylece onun vahyi tamamlayan son peygamber olması sebebiyle önder oluşunu gözler önüne serdi. Ona bu davasında yalnız olmadığını, bundan önce de tüm peygamberlerin inanmayanlara karşı aynı zorlukları yaşadığını hatırlatmış böylece de davasına karşı onun kalbine bir güç aşılamıştı.


Buradan sonra işler biraz daha ilginçleşmeye başlıyor….

Tam olduğu yerde bir asansör kuruldu Rasulullah’a (s.a.v.) özel. Bildiğiniz asansörlerden farklı olarak kaç kat çıkacağı belli olmayan, bir bağlantıya ihtiyaç duymayan bir asansör. Hem de hiç kimsenin bir daha gidemeyeceği bir yere gidiyor. Gideceği yol sadece onun için açılmış. İşte bu asansöre “miraç” deniyor. Bizim kandil gecemize söz konusu olan, Rasulullah’ın (s.a.v.) Rabbinin huzuruna çıkışını sembolize eden o asansör.

Rasulullah (s.a.v.) tek tek çıkmaya başlıyor katları, her katta bir Peygamberle karşılaşmaya başlıyor, önce Adem (a.s) sonra;

İsa

Yusuf

İdris

Harun

Musa

İbrahim..


Hepsiyle tek tek konuşuyor, nasihatlerini dinliyor, tanışıyor hepsiyle Rasulullah (s.a.v.). Bu sırada Allah yere göğe semaya Rasulullah’ı (s.a.v.) takdim ediyor. Bütün arş onu bekliyordu o an orada. Bütün bu seremoni onun için hazırlanmıştı.


Sonra Rasulullah (s.a.v.) ümmetini görmeye başlıyor sağında ve solunda. Bazen cennetlikleri, bazen cehennemlikleri.


Tek tek yükselmeye başlıyor ve en son bir makama geliyor. Burdan sonra Cebrail (as)ın kendisine eşlik etmesi yasak. Çünkü öyle bir noktaya getirilmişti ki Rasulullah (s.a.v.) burdan sonrası sadece ona ait olan bölge. Sadece onun girebileceği ve ondan başkasının alınamayacağı. İnsan, beşer değil mi sonuçta Peygamberimizin (s.a.v.) kalbi ürpermiş biraz burada. Kıyamam. Kim bilir nasıl bir haldi, Rabbiyle buluşmaya hazırlanmak…


Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.

(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.

Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.

Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.

Andolsun onu bir kez daha görmüştü.

Sidretü'l- Müntehâ'nın yanında.

Ki Cennetü'l- Me'vâ onun yanındadır. (Necm, 9-15)


İşte Sidretü’l Münteha denilen o yer, her şeyin son bulduğu, maddenin ve maddi dünyanın son bulduğu o sınırdaydı. Buradan sonrası artık tek başınaydı..


Hemen burda duralım çünkü aklınıza hangi soru geliyor biliyorum. Allah mekansız ve sınırsızken nasıl Rasulullah’ın (s.a.v.) onun “katına” yukarıya çıktığını söyleyebiliriz ki? Diyorsun hemen şüphen sana okumayı bıraktırmadan cevap verelim;

Allah elbetki mekansız ve sınırsızdır, fakat bazen kullarının “idrak” edebilmesini sağlamak için onların “idrak” edebileceği bir hal ve ortam yaratır. Mesela Allah yarattığı hiç bir şeye benzemediği için “konuşma” fiili onun hakkında geçerli olamaz. Fakat Kur’an’da da belirtildiği üzere Musa(a.s) ile konuşmuştur. (Araf 144, Meryem 52….)Bu şekilde bazen kullarının idrak edebileceği bir hal yaratır.


Rasulullah (s.a.v.) Sidretü’l Münteha'da. Allahla arasında iki yay mesafesi kadar mesafe var. (Necm 9) Yani neredeyse sınır yok. Ve bizlerin her gün 5 vakit namazımızın içinde Tahiyyat duasında mutlaka okuduğumuz o selamlaşma yaşanıyor.


Allah c.c. buyuruyor: Esselamu aleyke eyyühennebiyyu ve Rahmetullahi ve berekatuh

Peygamberimiz (s.a.v.) karşılık veriyor: Esselamu Aleyna ve ala ibadillahissalihiyn

Ben biraz hayal etmeye çalıştığımda o anı kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. Kim bilir Rasulullah (s.a.v.) nasıldı. Nasıl tüm acılarını unutmuş ve nasıl da bütün mücadelelerinin her şeye değer olduğunu fark etmiştir diye tahmin ediyorum. Benzersiz, kainatta başka hiç kimseye nasip olmayacak inanılmaz olağanüstü bir an yaşanıyor. Bizlerin yad ettiği bu gecede. İşte bu seviyedeyken Rabbimiz ona, bu olağanüstü yerden, yeryüzüne ümmetinin arasına dönmeden önce bir takım hediyeler vermek istiyor.


Farkında mıyız? Masal değil, hikaye de… ya da bir süperkahraman filmi senaryosu da değil. Bunu bizzat yaşayan bir insan, canlı kanlı bir halde Rabbinin huzurunda…


Hediyelere dönecek olursak, Rasulullah’a (s.a.v.), eğer hakkıyla yerine getirirlerse ümmetindeki herkesin böyle mükemmel bir anın benzerini yaşayabilecekleri bir hediye veriyor Allah: Namaz…

İlk başta 50 vakit olarak hediye ediyor. Rasulullah (s.a.v.) ne zaman ki aşağıya inmeye başlıyor.. işte orda tecrübe devreye giriyor.

Hz. Musa.. kavmiyle o kadar çok uğraştı ki, insan sarrafıydı artık. Tebliğin ne demek olduğunu da, sorumluluklara insanların vereceği tepkileri de ezberlemişti. Peygamberimiz’e Allah’ın ümmeti için ne hediye ettiğini sorup, Rasulullah’da 50 vakit namaz deyince; dön, düşür, yapamazlar bu kadarını dedi. Allah bunu bilmediğinden değil, her şey Resulullah o huzura bir kez daha çıksın diyeydi, belki…

Sonra Rasulullah (s.a.v.) tekrardan Rabbimizin huzuruna gelerek durumu arz edince, Allah, namazın 5 vakit olmasına hükmediyor.

Rabbim katındaki hüküm değişmez. Hiç bir türlü. Allah, her yapılan iyiliğe verilen en az 10 katı sevap hükmünü de kesinleştirince, 5 vakit namaz böylece yine bize 50 vaktin sevabını kazandırıyor..

Sonra 2 hediye daha gönderiliyor yeryüzüne:

Bakara suresinin son ayetleri: Bu defa ayetler yeryüzüne inmiyor da, ayetleri almaya giden Peygamber, bizzat kaynağından getiriyor vahyi; o ayetler Bakara suresinin son 2 ayeti olan, bizlerin, Amenerrasulü olarak bildiği ayetler.

Ve

Diğer büyük hediye ise: Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetinden bir kimsenin, Allah’a şirk koşmadığı takdirde, günahlarının bedelini ödedikten sonra cennete gireceği müjdesi.

Resulullah yeryüzüne, teselli edilmiş bir kalp, tebliğ için kuvvetlenmiş bir sabır ve dirayet, gittiği yolun doğruluğu tasdik edilmiş bir zihin ve en önemlisi de ümmetine, her gün 5 vakit, bu mükemmel anı hatırlatacak bir hediyeyle; namazla dönüyor.

Bu sebeple de “Namaz, müminin miracıdır” buyuruyor. Nereden hediye getirildiğine bakınca, her namazda o miraç hissini yakalayabilmek için kovalamak gerektiğini hatırlıyor insan.


Peki Miraç Kandili gecesini ne yaparak değerlendirebiliriz?

En başında bahsettiğimiz gibi, Resulullah devrinde bu günler özel olarak kutlanılmadığı için bu gecelere has bir ibadet de belirtilmemiş. Fakat namazın bize bu gecede hediye edildiğine bakınca;

-Namaz kılmayanların, namaza başlamak için sağlam bir niyet almaları, Allah’a bunun için dua etmeleri, fiiliyata dökebilmeleri için çok fayda sağlayabilir.

-Kaza namazı bulunanların, 1 günlük bile olsa kaza namazı kılması olabilir.

-O gecenin yatsı namazını tadili erkana uygun, özenerek, uzunca, yavaş yavaş kılmak olabilir.

-İsra suresi ve meal-tefsirinin okunması olabilir.

-Tesbih çekilmesi olabilir.

-Ailecek bu gece televizyon açmamaya niyetlenmek, sosyal medyadan biraz uzak durmak, miraç konusunda tefekkür etmek, ya da ailemize miraç gecesinin ne olduğunu anlatmak, başka kaynaklardan okumak olabilir.


Bu ve benzeri ibadetlerle, Rabbinizle nasıl beraber olmaktan keyif alıyorsanız, gecenizi öyle süsleyebilirsiniz.


Miraç gecesi ile ilgili daha ayrıntılı ve akademik bilgiye ulaşmayı dileyenler, Sitemizde; Eğitimler başlığının altında, dökümanlar kısmından, Miraç Gecesi dökümanına ulaşabilirler.






1.433 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör