Ara
  • sakurakademi

Regaib Kandili

Güncelleme tarihi: 3 Şub



Bizleri mübarek günlerine ulaştıran Allah’a sonsuz hamdolsun.

Ya tövbe kapısı hala açık olmasaydı? Ya son nefesimizi vermiş ve pişmanlıklara uğramış halde olsaydık? Hamdolsun nefes aldırana, nimetlerini verene ve tövbe etmemiz için her saniye kapısını aralayana.


Hamdolsun ki bu yıl da 3 ayların bereketine ulaşabilme fırsatımız oldu. Nasıl ki kıştan sonra ağaçlar tomurcuklanıyor, tepeden tırnağa yeryüzü çiçeklerle bezeniyor tıpkı bunun gibi manevi bir bahar da gelmiş durumdadır 3 aylarda. 3 aylar Allah’ın bizlere sunduğu en güzel fırsatlardan… Hani 1 alana 3 bedava kampanyaları olur ya aynı onlar gibi 1 yaptığımıza 3-5-10 kazanma fırsatı yakalayacağımız günlere girdik hamdolsun. Bu mübarek 3 aylar içerisinde de öne çıkan bazı özel günler var. İlki, her yıl Recep ayının ilk cuma günü olarak belirlenen Regaib Kandili.


  • Regaib kandili nedir?

  • Bugünlerde ne yapmalıyız nasıl ihya etmeliyiz?

Gibi soruları yanıtlamaya geçmeden önce kandil kavramından, İslam’ın özel gün anlayışından biraz söz etmek istiyoruz:


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Ramazan ayının son 10 günü haricinde özel olarak ihya edilen ya da kutlanan, özel olarak bir ibadetin tahsis edildiği kandil günleri gibi günler yoktur. Ancak 3 aylar gibi mübarek zamanlarda Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ibadetlerini daha da arttırması oruçlarını daha da sıklaştırması tövbeye daha da çok teşvik etmesi gibi sebepler nedeniyle, kullara hatırlatıcı bir fırsat olması açısından özel günlerin ihya edildiğini görüyoruz.


Kur’an’ı Kerim’de ve hadislerde 3 ayların kıymetinden, onların değerlendirilmesi gereken bir fırsat olduğundan söz edildiğini görürüz. Kültürümüze ecdadımız Osmanlı İmparatorluğu ile dahil olmuş bir gelenektir kandiller.


Kandil günlerinin ilk resmi olarak kutlanmaya başlaması II.Selim (16.yy) dönemine tekabül eder. Nur suresinde Allah'ın (c.c) kendi nurunu tanımlarken "kandil" kelimesini kullanıyor olmasından dolayı bu günlere kandil ismini vermişlerdir. Kandil; "hem kendini hem de etrafını aydınlatan şey"anlamına gelmektedir ve bu bağlamda Kandil günlerinin de bizler için Allah'tan aldığımız nur ile hem kendimizi hem de etrafımızı aydınlatmamız için bir vesile olması amaçlanmıştır. O kadar ki Regaib Kandilinin kıymeti Divan edebiyatımıza kadar tesir etmiş, bugüne özel yazılmış olan beyitler "Regaibiyye" olarak isimlendirilmiştir. Bu bağlamdaki en meşhur eser de Abdullah Salahaddin Uşşaki'ye ait olup 18.yüzyıldan günümüze kadar çeşitli bestelerle seslendirilmiş, Regaib Kandillerinde okunmuştur. Böylece gerçekleri unutmak artık huyu olmuş ve hakikatleri göz ardı etmek konusunda profesyonelleşmiş olan biz kullar için böyle özel gün ve gecelerin bir vesile, bir hatırlatıcı olduğunu söyleyebiliriz.


Kutlanmasında ya da kutlanmamasında bir beis olmasa bile bu günlerde Allah’a ibadet etmek sadece tek güne mahsusmuş gibi davranmayıp bir vesile olarak görmeli ve elimizden geldiğince yeniliklerin ve hayatımızdaki niyetlerimiz için bir başlangıç olmasını sağlayabiliriz.


(Bu arada yeri gelmişken Sakura Akademi olarak sizler için Recep ayına özel olarak hazırladığımız ajandamızı mail adresimizden (info@sakuraakademi.com ya da mobil uygulamamız üzerinden satın alabilirsiniz.)


3 ayların içinde Recep ayının kıymeti hakkında o kadar çok rivayet vardır ki bir noktada herhalde ayların en kıymetlisi Recep ayı denmiştir. Ama sonrasında içinde Kadir Gecesi olması yani Kur’an’ın indirildiği ay olması sebebiyle Ramazan ayının hepsinden daha kıymetli olduğu sonucuna varılmıştır. Recep ayının da ilk cuma gecesi kutlanan Regaib Kandili mü’minlere 3 ayların kıymetini, Ramazan ayına hazırlanmayı hatırlatan bir vesile olarak görülmüştür. Bazı kaynaklarda Regaib Kandili, Peygamberimizin (s.a.v.) Hira’ya ilk gittiği gece ya da anne rahmine düştüğü gün olarak bilinse de bu haberlerin aslı yoktur.


Regaib kelime manası olarak, “kendisine rağbet edilen şey, bol ve değerli bağış” anlamındaki “rağibe”den gelir. Kendisine rağbet edilen şey manasıyla beraber bu gecede ve günde Allah’a, ibadete, zikre rağbet etmek gecenin maksadını gerçekleştirmek için yeterli olacaktır.


O halde 3 ayların habercisi olan bu mübarek geceyi, Efendimiz’in bu zamanlarda arttırdığı ve sık sık yaptığı gibi oruçla karşılamak, bol bol istiğfarla meşgul olmak, Ramazan’ın gelişine hazırlık için günahlarla aramıza mesafe koymaya niyetlenmek en güzel şekilde değerlendirmek olacaktır.


Bilhassa böyle gecelerde Rabbimiz rahmet ve mağrifetini kulları için yağdırırken bundan nasip almayı istemeliyiz. Böylece içimizdeki hararet ve susamışlık azalır. Açlığımız doyar. İnsan öyle bir varlık ki hem sevilmeyi ister hem de kendisini en çok sevenden kaçar uzaklaşır. Rabbimiz bize muamele ederken bizi hiç bir sınıflandırmaya tabii tutmaz, kötü-iyi, zengin-fakir, yaşlı-genç, cahil-ilim sahibi. Onun için en mühim olan şey yalnız ve yalnızca onun kapısına gitmemiz, ondan af ve yardım dilememizdir.

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda en ileri olandır. Muhakkak ki Allah herşeyi bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.” (Hucurat, 13)


Şöyle bir durup düşününce insan neden bu kadar çok hata yapar ki, her seferinde göre göre hatta belki de yanlışın içinde olduğunu en iyi kendisi bilerek neden bu kadar çok hata yapar? Bunu sorunca düşünmeden edemiyorsun ama cevap da bulamıyorsun. Sonra ayetlerde bir gezintiye çıkıyorsun, Allah soruyor: "Düşünmüyor musun, görmüyor musun, akıl etmiyor musun?" Sonra bir şey daha soruyor: "Tevbe etmeyecek misin?" Neden hata yapıyorsun? İşte cevap bu, tövbe etmek için, acizliğini zayıflığını bilmek için.


Belki her gün iş yerinde yüzlerce insana söz geçirsen de nefsine söz geçiremeyecek kadar zayıf olduğunu fark edebilmek için. Belki bir sınıf çocuğu ya da karşında oturan danışmanını analiz edebilirken kendini ve eksiklerini analiz edemeyecek kadar cahil olduğunu anlayabilmek için, belki de her sabah ve her akşam aynı tempoda koştururken bu tükettiğin ömrünün nereye gittiğini fark edebilmek için. Her şey fark etmek farkında olabilmek ve “bilmek”ten geçiyor. Ama öylesine bir bilmek değil. Bildiklerinin seni hareket geçirdiği bir bilgi. Yolda yürürken komşunun penceresindeki saksının kafana düşeceğini bilerek aynı yolda yürümek değil güzergahı değiştirmek gibi…


Harekete geçemiyorsun, bir türlü silkelenmiyorsun, kalkıyorsun ama belki de daha bir adım bile atamadan daha da diplere düşüyorsun. Tam motive oluyorsun sonra bir inciniyorsun ve her şeyden vazgeçiyorsun. Tam başarmak üzereyim diyorsun bitişe gelemeden yoruluyorsun… Çünkü yaşıyorsun… Çünkü hayatta olmak bu. Çünkü hayat mücadeleden ibaret. Çünkü hayatın kendisinde bitiş noktaları yok. Çünkü hayat sadece “yol” demek… Senin vazifen de yolunu yani istikametini bilebilmek, görebilmek.


“Rabbimiz Allah’tır" deyip de dosdoğru istikamet üzere olanlar, işte onların üzerine melekler şu müjdeyle inerler: "Korkmayın, kederlenmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin!” (Fussilet, 30)


Tüm mesele insanın “mutlu” olmasını sağlamaktan başlamıyor mu? Neden iyi bir aile kurmak istiyorsun? Neden daha çok para kazanmak? Neden başarılı olmak? Neden sevilmek? Neden korkmamak? Neden güçlü olmak? Neden yüksek makamlara gelmek? Neden hor görülmemek istiyorsun? Neden çalışıyorsun? Geceni gündüzünü sonucunda neye ulaşmak için harcıyorsun? Daha iyi bir arabayı daha iyi bir evi daha iyi bir yaşam standartını neden istiyorsun? Hepsini kendini mutlu hissetmek için, mutlu olmak için yapıyorsun.


Peki bunların seni sadece anlık olarak mutlu edeceğini biliyor musun?


Psikoloji’de bu kavram “hedonik adaptasyon” olarak bilinir. Bu kavrama göre hayatlarında onları mutlu eden olaylar yaşayan insanların bir süre geçtikten sonra önceki mutluluk düzeylerine tekrar geri dönmeleridir. Artık o mutluluk ve tatmin seviyesinin üstüne ulaşmak için daha çok çalışmaları gerekir. Sonucunda da tatminsiz bir nefis ile baş başa kalmak sonları olacaktır. Bu çağımızın hastalığıdır yani: “çabuk haz mekanizması” dediğimiz olay. Her ne istiyorsan hemen sahip ol ya da ona ulaşmak için var gücünle çalış! Ancak bu anlayışın en riskli noktası varolan hedefine ulaştığın anda daha üstünü daha yukarısını isteyecek olmandır. Bu da: "Dünya hayatının metaı (kazancı) geçicidir… Sonra dönüşleri Bizedir” (Yunus, 70) ayetinin tezahürünü çok net biçimde gözler önüne seriyor. Dünyalık hırslarımız uğruna birbirimizi ama en çok da kendimizi tüketiyoruz. Ama şimdi görmekteyiz ki “daha fazlasına” sahip olmak ruhundaki açlığı hiç bir zaman doyurmayacak aksine seni daha da susatacak. Dünya hayatından faydalanmak denizden su içmeye benzer demişler, içersin, içersin, içtikçe daha çok susarsın susuzluğun hiç gitmez ama miden öyle dolar ki sonunda ölürsün. Bu sebeple buyurmuş büyüklerimiz: “Dünya hayatı günahların pîridir” diye…


Yukarıda mealini verdiğimiz Fussilet Suresinin 30. ayeti ise insana bütün bunların yanında geçici olmayan, daimi kalıcılıkta bir mutluluk vaad ediyor. İstikamet üzerinde yürü ve en sonsuz mutluluğu kazan…


İnanmıyorsun değil mi? Allah’ın emirlerine uygun yaşayınca her şeyin düzeleceğine, “Sihirli değnek değil ya bu canım bir vakit namaz mı bütün hayatımı düzeltecek!” diyorsun… Hayır hiç bir şey düzelmeyecek ama sen iyileşeceksin, bakmayı değil görmeyi öğreneceksin, duymayı değil dinlemeyi… Kendini sevmeyi, seni yaratanı sevmeyi…


“Ben bir kulumu sevdim mi artık onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.” (Kutsi Hadis)


İnsan bu düşer, daha çok düşecek… Düşmekten hiç ders almamışcasına daha da sert düşecek. Ve yine bir çok fırsat gelecek, serilecek insanın kapısına, çok kez zili çalacak, bazen geç kalacak ama bazen de yakalayacak…

Şimdi bir zaman geldi ki kapın inatla çalıyor, senin açman için her yola başvuruluyor, bir değil iki değil hesabı tutmaz bir fırsat seriliyor önüne bugünlerde. Eğer sevmiyorsan hata yapmayı, yaptıkların seni mutlu etmiyorsa, daha fazlasına sahip olmanın daha fazla mutluluk demek olmadığını biliyorsan, bu fırsatı bu defa yakalamak için kapılarını sen de açabilirsin.


Allah’ın tövbe kapısı kıyamete kadar açık. Peki ya senin tövbe etme kapıların açık mı?





(Regaibiyyeler hakkında ayrıntılı bilgi için ; https://www.fikriyat.com/galeri/edebiyat/divan-edebiyatinda-regaibiyye ziyaret edebilirsiniz)



2.675 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör